Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kayıt 021 |

bir gecedir ki nice gündüzden aydın bir sessizlik var ki nice sözlerden derin

Kayıt 020 | Bir Haftanın Ardından

     Dün görev icabı bir kafede otururken Dr. Rüstem Orhan’ın “Alışkanlık” üzerine kaleme aldığı makaleyi okudum. Birkaç alıntı yapayım makaleden:      • Alışkanlık: Ara sıra yapılan, zamanla rutin hâle gelen ve sonrasında vazgeçilmeyen şartlanmış bir davranıştır.     • Süreç: Gayeler eyleme dönüşür, eylemler alışkanlıkları oluşturur. •     Bırakma Usulü: Alışkanlıklar pat diye pencereden atılmaz; diller dökerek merdivenlerden yavaş yavaş indirmeniz gerekir.     • Oluşum Şartı: Bir davranışın alışkanlık olması için doyum sağlayan bir ihtiyacı gidermesi ve çok tekrar edilmesi şarttır. •     Enerji Tasarrufu: Beyin, vücut ağırlığının %2’siyken enerjinin %20’sini tüketir. Alışkanlıklar, karar verme sürecini azaltarak zihinsel enerji tasarrufu sağlar.     • Günlük Etki: Günlük hareketlerimizin yaklaşık %40’ı alışkanlıklardan meydana gelir.     • Formül: Net tetikleyici + eylem + ödül =...

Kayıt 019 | Yıllara Meydan Okumak

     Her şey eskir; boya dökülür, duvarlar çatlar, pencereler değişir. Fakat bazı yapılar eskimek yerine, zamanın kendisini üzerinde taşımaya devam eder.  Ama yıllara meydan okumak, hiç değişmemek değildir. Belki de asıl mesele, değişirken kendinden geriye bir şeyler bırakabilmektir.           Bu duvarlar her döküldüğünde biraz daha eskidi; ama üzerlerinde kalan her iz, onları biraz daha kendileri yaptı. Ne yazık ki yeniyi inşa etme hevesi, bu izleri birer birer sildi.  Oysa yeninin, eskiyi yarınlara güçlü bir şekilde taşıması gerekirdi. ‘Eski’den bütünüyle uzaklaşarak yeni bir silüet yaratması, yalnızca geçmişi değil, yapının ruhunu da eksiltti.      Bir yapıyı değerli kılan, zamana direnerek hiç değişmemesi değil; zamanın izlerini taşıyarak geçmişi bugünle, bugünü de yarınla buluşturabilmesiydi.      Ama başaramadık, yenildik.  *çektiğim bir resmin bir başka versiyonu. 

Kayıt 018 | Kahve Keyfi

"Çekirdekten bardağa... Her yudumda sessiz bir hikaye."

Kayıt 017 | Haftanın Kapanış Sözü

  Kimi insan, değişmeyi topyekün ve ansızın gelen bir devrim olarak görür ve böyle bir an kovalar. Oysaki bir değişim, birer basamak gibidir. Hem tek tek atman gerekir adımları hem de zihnen hazır olmadıkça sonrakine geçemezsin.

Kayıt 016 | Pazar Günü Yazısı

     Evde eşimle iş bölümü yaparız. Bazı şeyler sadece bende, bazıları onda, bazıları ise ortaktır. Mesela kahvaltılar bende, akşam yemekleri ondadır. Ama artık akşam yemekleri konusunda da bir şeyler yapmak istiyorum. Çünkü bu konuda bugüne kadar açıkçası pek bir çabam olmadı. Kahvaltılar tamam; orada elimden geleni yapıyorum. Ama akşam yemeği denince tavuğu sıcak suya atmanın ötesine geçebilmiş değilim.      Kayıt 001 | 35’ten Sonra ' da da bahsettiğim gibi, değişim rüzgârı bir yerlerden esmeye başladı. Ben de bu rüzgâra kapılıp mutfakta yeni şeyler denemeye karar verdim. Dün patates eşliğinde fırında somon yaptım. Kimisi için tabii ki son derece basit bir şey. Ama benim için önemli bir adım. Sonuçta yıllardır akşam yemeği konusunda uzmanlığım, tavuğu sıcak suya bırakıp eşimin gelmesini beklemekten ibaretti. Gerçi somonu biraz yanlış zamanda almış olabilirim. Meğer somonun yaz sonu ve sonbahar başıyla birlikte yağlanması artıyor, dolayısıyla lezzeti de yü...

Kayıt 014 | İlk Öykü Denemem : His | İlk Bölüm

İlk yudumunu aldı; derin düşüncelerine ara vermeden önce… Sonra kahvesinden ne kadar çok keyif aldığını fark etti. Hem yıllardır içiyordu; üniversite sınavlarına hazırlanırken başlamıştı. Kahveden birkaç yudum daha aldıktan sonra yazmış olduğu kitabını eline aldı. Önsözünü, gece uykuya dalmadan önce okumamış gibi, bir kez daha okudu. Sanki bir ninni gibi okumuştu onu uykudan önce. Anlaşılan hep böyle yapacaktı. Oyalanma konusunda hünerliydi ama bu kez sabırsızlığı hâlinden belli oluyordu. Sancılı bir bekleyişe dönüşmeden, beklediği bildirim telefonuna geldi: — Yaklaştım. Her şeyi olduğu gibi bırakıp hemen anahtarını aldı ve evden çıktı. Arabasına bindi, kontağı çevirdi ve zaman kaybetmeden, “yaklaştım” mesajını atan sevgilisini alacağı yere doğru yola koyuldu. Sancılı bir bekleyişe değil, heyecan dolu bir kavuşma isteğine dönüşmüştü içindeki hisler. Sevgilisini alacağı yere geldi. Birkaç dakika daha bekledi ve kalabalığın arasından süzülen sevgilisini gördü. Onun için bunu fark etmek z...

Kayıt 013 | Atomik Alışkanlıklar | Bir Kitaptan Öte

     İddialı oldu belki böyle bir girişle ama benim için bu aralar gerçekten böyle bir etki yaratıyor.   Kitabı okumaya devam ediyorum. Neticede bir roman değil; üstüne düşüne düşüne, kendime uyarlaya uyarlaya ilerlemeye çalışıyorum. Bittiğinde geniş çaplı bir değerlendirme yazısı yazacağım. Çünkü üzerine söyleyecek, yazacak çokça şeyim olacak gibi görünüyor.   Şimdilik bir resmini bırakıyorum kitabımın. Gerisi başka zamana.

Kayıt 012 | Bu Nasıl Pazar Günü?

   Güne bir pazar gününe yakışır şekilde uyanmak isterdim ama gece elli kere uyanmasaydım olabilirdi. Böyle bir nem, sıcaklık ve bunaltı yok. “Beni boğdu boğdu duvara attı, boğdu boğdu duvara attı.” resmen. Haliyle uyanınca da kafada ağrıyla güne merhaba dedik.     Pazar günleri genellikle kahvaltıyı ben hazırlıyorum. Fırına gidip simit kuyruğunda beklemek falan, güzel ritüeller diye düşünüyorum. Bugün de öyle oldu. Kahvaltıyı hazırladım, fırına çıkıp geldim. Her kahvaltıda muhakkak sıcak bir şey ortaya koyuyorum. Bugün tabii ki sucuklu yumurta vardı.     Bazı şeylere anlam yüklemek lazım bence. Rastgele bir günde, rastgele bir öğünde yenilebilir elbette ama pazar kahvaltısı deyince sucuklu yumurta bana daha romantize edilesi bir kombinasyon gibi geliyor. Pazar kahvaltısının da bir ağırlığı olmalı neticede.     Gel gelelim, “Bu nasıl pazar?” dememdeki hususlara.     İlkini söyledim aslında: Güne eksi on ile uyanmam. Devamında ise inşaat ...

Kayıt 011 | Cumartesi Mesaisi

   Hafta sonu demiyorum, yine çalışmaya geliyorum. Bendeki bu çalışma şevki ya da mesai parası sevdası görülmeye değer. Bir de tek ben varım. O da fikir verir. Allah’tan öğlene kadar çalışacağım. Sonrasında planlar, programlar… Gerçi İstanbul’da hafta sonu bir yere gitmek de mesele. Benim gibi binlerce insan kendini dışarı atıyor. Her yer kalabalık, her yer hareketli. En iyisi hafta içi gezmek ama o da malum; iş güç… Havalar ayrıca çok sıcak. Nem desen ayrı bir dert. İnsanın nefesini kesiyor. Yıllar sonra eve klima taktırmakla hayatımın belki de tek doğru kararını vermiş olabilirim. Sıcağı hiç sevmiyorum. Cumartesi yazısı da ancak bu kadar kısa olur. Bir de mesai var tabii. Gidip işimizin başına devam edelim. Mola yeter.

Kayıt 010 | Gündelik Mevzular

     MySpace geri dönüyor. Bir dönemin en popüler sosyal medya platformlarından biri, yenilenen yapısıyla yeniden kullanıcıların karşısına çıkmaya hazırlanıyormuş. Açıkçası ben MySpace'i pek kullanmadım. Benim için sosyal medyanın başlangıcı MSN 'di; ardından Facebook geldi. Hatta bana kalsa MySpace değil de MSN geri dönsün. O eski samimiyet geri gelse, bugünkü sosyal medyanın büyük kısmı gözümde hükmünü yitirir. Dört gözle beklediğim platform varsa o da MSN'dir.      Bugün bir diğer önemli başlık ise Çözüm Süreci 2.0 kapsamında Meclis'e sunulan yasa teklifleri oldu. İçeriğinde neler var, hangi düzenlemeler öngörülüyor; bunları zamanla daha net göreceğiz. Asıl merak ettiğim ise şu: Tarih, bugünleri nasıl yazacak?      Spor gündeminde ise Muhammed Salah 'ın Trabzonspor'a transferi dikkat çekti. Helal olsun Trabzonspor'a. Beşiktaş'ın mesafeli durduğu bir transferde daha hızlı davrandılar. Umarım beklentilerinin karşılığını alırlar. Tabii bi...

Kayıt 009 | Beslenme

Şu “35 yaşından sonra değişim” isteğinin bünyeme nasıl nüfuz ettiğinden ilk yazımda bahsetmiştim. Bu değişimin en önemli ayaklarından biri de beslenme; daha doğrusu sağlıklı beslenme. Mevcut düzenimi anlatacak olursam; sabahları bazen simit ya da poğaça yiyorum, bazen de hiçbir şey yemeden güne başlıyorum. Saat 10 civarında bir Türk kahvesi içiyorum. Öğle yemeğinde, sabah kahvaltı yapmadığım için çoğunlukla ofisin yemeğini ya da ofis çevresindeki lokantalardan birini tercih ediyorum. Akşam ise genellikle dışarıdan fast food yiyorum. Gece 8-9 gibi de bir iced coffee ve yanında mutlaka bir tatlı oluyor. Su tüketimim ise neredeyse yok denecek kadar az. Yemeklerin yanında kola tüketimim fazla, yerli yersiz soda içiyorum ve ara öğün alışkanlığım da bulunmuyor. Kilom şu an yaklaşık 84,10 kg. Eylül ayında başlayacak halı saha maçlarını da düşününce, öncelikle 80 kilonun altına inmem gerekiyor. Fakat bunu yalnızca kilo vermek için değil, sağlıklı beslenmeyi hayatıma yerleştirmek için yapmak is...

Kayıt 008 | Gündelik Mevzular

    Hep kayda değer şeylerin çabasında olacak değiliz ya. Biraz da gündeme dair iki kelam edivermek lazım.     En son AHBAP meselesinde kaldım. Böylece pek de güven duyulacak popüler bir isim kalmadığını anladım memlekette. Siyasileri, ünlüleri vs. eledik çoktan. Ama sivil toplumcu yanı ağır bastığını düşündüğümüz isimlerin nihayetinin böyle olması benim resmen küçük de olsa hayallerimi yıktı. Şubat depremi sonrası, Kızılay meselesinde bir yanda farklı konumlandırılmış ve sonsuz güven ile toplum bağrına basmıştı. Ama şimdi rakamlara bakıyorum da , aman Allah’ım. Neler olmuş neler.    Birkaç gün önce İstanbul ilçelerinde “muhalif partili” belediye başkanları iktidar kanadına transfer oldu. Esasen benim şu yaşıma kadar edindiğim tek şey belediyecilikte ; belediyelerin valiler tarafından , atama usulü ile atanması gereğidir. Bunun dünya siyasetinde yeri nedir bilemem ama bizim gibi toplumlarda yerel demokrasinin gereği yoktur.    Transfer d...

Kayıt 007 | Yıllar Sonra Halısaha

  Değişimle, iç dünyamın mevsimleriyle uğraşırken yeni başladığım departmanda (1 ay oldu), Eylül ortalarında maçlara başlanacağını, istersem benim de katılabileceğimi söylediler. Bunun iki açıdan kıymeti var benim için. İlki, liseden sonra (17 yıl önce) ikinci kez maça çıkacağım. Çok uzun bir süredir futbol oynamadım. Oysaki lisede öyle güzel oynardım ki. Kendimde bıraktığım, hantallaşmaya başladığım zamanın ilk emaresidir futbolu bırakmam. İkincisi ise bir ay öncesine kadar çalıştığım departmanda son dokuz ay ; etrafımdaki ki gerçekten etrafımdaki idi; solumda karşımda ve sağımda, üç hamile çalışma arkadalarımın olması idi. Bunun nasıl bir şey olduğunu bizzat hamile olmuş arkadaşlar anlar. Dokuz ay boyunca ortamda dönen muhabbetleri siz düşümüz. Ha genel anlamda da tek erkek bendim. Bu da cabası. Tabi cinsiyetçilik açısından bakmıyorum. Ama ortak muhabbetin fazla olması çok önemli çalışma ortamında. Velhâsıl Eylül ortasına kadar üç beş kilo vermem gerekiyor. Bir tık daha iyi başla...

Kayıt 006 | Ahlaksızlığın Başlangıç Noktası

  Beyaz yakalılar arasında maaş zamları dışında bazen felsefi konular da dönebiliyor. Bugün de öyle bir gündü. Yine ayaküstü başlayan ama akıllarda soru işaretleri bırakan sohbetlerimizden birinde, ahlakın ne zaman başladığını ve sınırsız özgürlüğün ahlaksızlık üretip üretmediğini tartıştık. Şu var ki, ahlakın kendi başına bir tanım sorunu yaşadığı da aşikâr. “Ahlak nedir?” sorusuna verilen cevaplar kişiden kişiye değişebiliyor. Birine göre son derece meşru görünen bir davranış, bir başkası için kabul edilemez olabiliyor. Peki bu belirsizlik içinde, eyleme dönüşmeyen düşünceleri ahlak terazisine koymak mümkün mü? Sohbet sırasında ortaya atılan görüşlerden biri, ahlaksızlığın düşüncede başladığıydı. Hatta düşüncede gerçekleşen bir aldatmanın bile ahlaksızlık sayılabileceği ifade edildi. Bir erkeğin ya da kadının, evli olsun ya da olmasın, başka birini beğenerek onu hayal dünyasına dahil etmesi bir aldatma mıdır? Bu soruya hem “evet” hem de “hayır” diyecek insanların çıkacağını tahmi...

Kayıt 005 | Disiplin, Hakikat ve Ahlak

     Din, temiz hisleri barındıran bir disiplin olduğu kadar, Allah'ın varlığını idrak etmenin ve idrak ettikçe O'na yaklaşmanın yollarını da gösterir. Bu yolda boyun eğerek yürümek, Allah'ın sonsuz nimetleri karşısında duyulan mahcubiyeti gidermez. Keza hiçbir ibadet, Allah'ın bahşettiği nimetlerin karşılığına denk düşmez. Bu sebeple gösterilen gayret, hakikate tanıklık etmek ve bu tanıklığı kelama dökmektir sadece.      İşte bu hakikat arayışı ve ilahi rızaya yaraşır bir duruş sergileme çabası, ibadetlerin şeklinden ziyade özünü kavramayı gerektirir. Nitekim dile getirilen bu tanıklık, en somut karşılığını kulun ahlakında ve yasaklar karşısındaki hassasiyetinde bulur.      İmam Nevevî, Riyâzü's-Sâlihîn adlı eserinde şöyle der: "Kişinin dindarlığı ve takvâsı, yaptığı ibadetlerden çok, yasaklardan kaçınması ile değerlendirilir. Çünkü yasaklardan uzak durmakta riyâ, gösteriş ve başkalarına hoş görünme arzusu söz konusu olmaz." İmam Gazâlî de ...

Kayıt 004 | Bir Adım Önde, Bir Adım Geride: Değişen Dünyada Eş Olmak

     Bir yakınım demişti yıllar önce; ben babamdan bir adım öndeyim. Oğlumdan ise bir adım gerideyim. Kuşaklar arası farkı net şekilde özetlemişti böylece.      Bizler -en azından birçoğumuz- genellikle Anadolu kültürü ile yetişmiş, evde bir reis kavramına inanmış, kadın ve erkek rollerinin zihnimize kazınmış şekliyle büyüdük. Bu düşünce safi yanlış diyemem. Çünkü hakim olduğu dönemin doğal yansıması idi. Geçen çeyrek asır öncesi, kadının pozisyonları belli idi: Ev hanımı, annelik, eş. Bu üç figür etrafında hayatını şekillendirirdi. Erkeğin misyonu ise eve ekmek getiren ev reisi, baba ve eş olmak üzere üçe ayrılıyordu yine. Ama kadının yüklendiği sıfatlar daha kompakt idi. Çünkü erkek, eve ekmek getirdiğinde, manavdan meyve sebze aldığında ve hanımına "para bıraktığında" iş bitiyordu. Ama kadının ev hanımlığı, temizlikçiden tutun aşçılığa kadar uzardı. Ama bir şeyler değişti, devir değişti.      Devrin değişimi, örf ve ananelerimize bir sald...

Kayıt 003 | Cunda ve Ayvalık, Instagram İllüzyonu

Ayvalık ve özelinde Cunda, Instagram sayesinde bambaşka bir ticaret alanına dönüşmüş durumda. Rengârenk sokaklar, leziz yemekler, yerel tatlar… Ama görüldüğü gibi değil hiçbir şey. Karşımızda, gerçeğin üzerine kurulmuş bir Instagram illüzyonu var. İki günlüğüne gittiğim Ayvalık ve Cunda için söyleyeceklerimin özeti tam olarak bu. Gitmediğimiz sokak, oturmadığımız mekân neredeyse kalmadı. Ve bütün bu deneyimin sonunda, sosyal medyanın inşa ettiği algıyla gerçeklik arasındaki farkı net biçimde gördüm. İlk dikkatimi çeken şey, daha Ayvalık’a girişte yaşandı. Navigasyon, yolun kalitesini ölçmüyor; sadece algoritmasını çalıştırıp sizi en kısa mesafeye yönlendiriyor. Ben de önümde navigasyon, direksiyon sallaya sallaya Ayvalık’a geldim. Ancak bölgeye ara sokaklardan inmeye başlayınca, hatta inmeye çalışınca, işin rengi değişti. Üstelik pazar günüymüş; meyve-sebze pazarı kurulmuş. Ara sokaklar tam anlamıyla kilitlenmişti. İşin ilginç tarafı, benim gibi şehir dışından gelen herkes de aynı so...